Devlet hastaneleri de artık halkla ilişkiler departmanları oluşturacak, haberlerini okuyoruz. Haberin detaylarına inince, aslında tam olarak bu kişilerden ne bekleyeceklerini ve hangi niteliklerde insanlara ihtiyaçları olduğunu bilmediklerini görüyorsunuz. Adı halkla ilişkiler ya… Sanıyorlar ki bu insanların işi halkla ilişki/iletişim kurmaktan ibaret. Sanıyorlar ki halkla ilişkiler çalışanları kapıda insan karşılar, güler yüzlü olur, hoşgeldiniz vs. der.
Neyse ki işe nereden başlayacakları yönündeki tespitleri başarılı; iletişim fakültesi mezunları tercih edilecek. En azından iletişim fakültesi mezunları halkla ilişkilerin, iletişimin kapıda insan karşılamak olmadığını çok iyi biliyor. Ya da basına bir iki haber göndererek de mesleklerini icra etmiş olmayacaklar… Hatta, sizi kan verme ünitesine yönlendiren görevli arkadaş, kendisinin halkla ilişkiler yapmadığını fark eder. Hatta, biri ona müşteri ilişkilerinde görevli bir personel olduğunu hatırlatır. E, belki halkla ilişkiler departmanına/müdürüne bağlı çalışabilir. Çünkü kurumun iletişim yönetiminden o departman sorumludur.
İşte böyle; devlet hastaneleri artık halkla ilişkiler uzmanı çalıştıracakmış. Aslında başka bir açıdan baktığınızda, çok acı bir durumla karşılaşıyorsunuz. Yıl 2010, iletişim teknolojileri almış başını gidiyor; Amerika ve Avrupa, iletişim danışmanlarının içinde olmadığı işlere imza atmıyor, bizim halimize bakın. Bir diğer acı noktada özel güvenlik görevlilerin azaltılıp, yerine halkla ilişkiler uzmanlarının alınacak olması… Güler misin ağlar mısın!
Ne demiştik; ümitsizliğe kapılmak yok. İletişimcilere/halkla ilişkilercilere büyük sorumluluk düşüyor; işimizi anlatacak olan biziz. İki kuruş kazanmak pahasına sisteme ayak uydurmaya devam edilmezse, hızla değişen ve gelişimle eş anlamlı olan sektör sağlıklı takip edilirse… E, biraz cesaret, biraz azim, biraz yorgunluk, fedakarlık… Bizi birgün herkes fark edecek!