Evet henüz bu konularda kavram kargaşası yaşanıyor. Bu gelişme gayet doğal. Zira piyasanın ihtiyaçlarının değişmesi ile birlikte kullanılan iletişim yöntemlerine ilişkin çözüm beklentilerinde de değişimler oluyor. Bundan yirmi-otuz yıl önce yalnızca basın üzerinden iletişim yaparak, ürünlerin, markaların ya da düşüncelerin kitlelere aktarılmasını sağlamak, tüketiciler tarafından pazar talebi yaratmak gayet kolaydı. Henüz pazar çeşitlenmiş, yani marka ve ürünlerin çeşitlenmesi gibi medya ürünlerinin de çeşitlenmesi gerçekleşmiş değildi. Az sayıda yazılı basın organı ve TRT tekelinde bir radyo ve televizyon piyasası söz konusuydu. Açıkhava ve sinema iletişim uygulamaları yaygın ve kaliteli değildi. Türkiye pazarı bakımından geniş kitlelere erişim kolaydı ve PR uygulamaları neredeyse basın ağırlıklıydı. Reklam, pazarlama ile bütünleşmiş değildi ve reklam ajanslarının pazarlama yönetimi konusundaki yetersizlikleri şirketlerin piyasa gelişimlerini doğrudan etkilemekteydi. Ürünlerin, markaların tanıtımı için reklam, halkla ilişkiler ve basın yönetimi öne çıkan iletişim biçimleriydi, ancak her biri pazarlama stratejisine göre bir bütün olarak yapılamayan işler olarak öne çıkmaktaydı.
Zaman içinde medya araçlarında yaşanan hızlı bir çeşitlenme, yani özel televizyon ve radyo piyasasının gelişmesi, internetin yaşamımıza girmesi, reklam mecralarında yaygınlaşma gibi gelişmelerle birlikte tüketiciye erişen iletişim araçlarında ve erişim biçimlerinde olağanüstü bir çeşitlenme yaşandı. Bir ürünün (mal, hizmet, politik fikir vb. nitelikte satılması istenen her şey) tüketici tarafından bilinmesi ve satın alınması için üretilen iletişim hizmetleri bütün olarak yönetilmesi gereken bir boyuta erişti. Reklamcılıkta uzmanlaşma yaygınlaştı, medya planlama ile marka ajansları gelişti. Yeni iletişim teknolojilerindeki gelişme ile radyo, TV, gazete, dergi, sinema gibi medya uygulamaları internet tabanlı yayıncılığa doğru yöneldi. Yakınsama denen gelişmelerle geleneksel medya cep telefonundan, isteğe bağlı izlenebilir televizyonlara ve taşınır bilgisayarlara kadar her ortamdan alımlanabilir hale geldi. Dijital medya çağıyla birlikte, medya bir kez daha çoğalarak çeşitlendi. Sosyal medya doğdu. Doğal olarak iletişim içerikleri de tüketim taleplerine göre çeşitlendi. Bütün bu gelişmeler pazarda büyümek isteyen şirketlere şu soruları yarattı: tüketici benim ürünümü görüyor mu, anlıyor mu ve tüketmek istiyor mu?
Uygulanan iletişim hizmetlerini bir çatı altında toplayan “bütünleşik pazarlama iletişimi” yaklaşımı, tüm iletişim uygulamalarının tek pazarlama stratejisi için yapılmasını sağlayan bir yöntem ve kavram olarak öne çıktı. Tüketicilerin farklı beğeni ve yaşam tarzlarına göre tüketimlerinin değiştiği yeni piyasa ortamı ve medya çeşitliliği döneminde ürünlerinizden ve müşterinizden emin olmanız için iletişim kitlenizi mutlaka yakalamanız gerekiyor. Hedef kitlenize göre iletişim yapmak, hedef kitlenize özgü iletişim araçlarını bulmak ve yönetmek anlamına geldiğinden, medya yönetimi, etkinlik uygulamaları ve yönetimi, reklam ve promosyon uygulamalarını bir bütün halinde yönetmek daha fazla uzmanlığı zorluyor.
İletişim disiplini pazarın ihtiyacına göre uzmanlığı hızla gelişen yeni kavramları da beraberinde gerektirir oldu. Pazarlama İletişimi, Perakende İletişimi, Sağlık İletişimi, Afet Yönetimi İletişimi, Sanat İletişimi, Kültür ve Turizm İletişimi, Spor İletişimi ve Siyasal İletişim gibi kavramlar artık yeni piyasa uzmanlıkları olarak öne çıkan kavramlardır. Her biri alanlarıyla ilgili derinlikli bilgi gerektiren bu uygulamaların iletişim çözümleri her bir uzmanlığa göre değişim gösteriyor. Dolayısıyla PR, reklam ve basın aktiviteleri günümüzde artık pazarlama iletişimi faaliyetinin birer uygulaması olarak konumlandı.
Türkiye pazarlama iletişiminin öneminin farkında mı?
Türkiye’de çok az özel piyasa şirketi hariç birçok kurum ve şirket henüz bu kavramın ve daha önce bahsettiğim iletişim uzmanlıklarının gelişiminden pek haberdar değil. Şirketler iletişim yaparlarken enerjisinin büyük bir kısmını boşa harcıyor. İletişim çözümleri şirketlere, ürünlere, markaların ihtiyaçlarına, tüketicilerin eğilimlerine ve hangi zaman dilimi için hangi düşünceyi satmak istediğinize göre değişir. Ve esasında yalnızca iletişim çözümü üretmek pazarlama başarısını sağlamak anlamına gelmiyor. Zira eskiden iletişim çözümü, konuyla ilgili reklam ya da PR ajanslarına aktarılırken, ürünle ve markayla ilgili brief verilir ve iletişim uygulamalarına yönelik yaklaşımlar beklenirdi. Bugün artık iletişim çözümü konusu öncelikle pazarlama çözümünün bütünleşik bir parçası olarak üründen başlıyor. Yani ürününüz oluşturulurken ona ait sosyal dil ne olacak sorusuna cevap vermeniz gerekiyor. Ürün, fiyatlandırma, promosyon ve dağıtım elemanlarından oluşan pazarlamanın başarısı tüketicilerde yaratılabilecek algı değişikliğinden geçiyor. Her bir pazarlama çözümüyle ilgili tüketici için bir iletişim yaklaşımı oluşturulmak durumunda, dolayısıyla algının oluşturulması ve yönetilmesi gerekiyor. Pazarlama ve iletişimin birlikte işlemesi çok önemli. Zira markaların karlılıklarını arttırabilmesi ve tüketiciler tarafından en iyi talep fiyatıyla piyasada işlem görebilmesi, marka ilgisi ve talebi yaratabilmenizden geçiyor. Bu pazarlama ve iletişimi birlikte uygulayabilme kabiliyetinize doğrudan bağlı. Çok iyi ürünler üretip zararına satış yapıyorsanız, tüketicide yüksek talep yaratamadığınızın göstergesidir. Türkiye maalesef pazarlama iletişiminin hiç farkında değil. Zira marka ürünler yaratabilseydi, ihraç kalemlerindeki karlılıklar çok daha iyi olacaktı. Oysa fason ürettiğiniz ve çok düşük fiyatlara ihraç ettiğiniz bir ürünün markalanmış halini çok yüksek fiyattan ithal edebiliyorsunuz. Tekstilde maalesef bunun çok örneklerini gördük. Bu her ürün için geçerli, spor kulüpleriniz var ama marka değiller. Çünkü spor iletişimine yatırım yapmıyorsunuz. Kültür ürünleriniz var ancak dünyada marka olarak tanınan eserleriniz yok, zira kültür ve sanat iletişimi yapamıyorsunuz. Yalnızca ticari piyasayla sınırlı tutmayalım. Büyük bir afet beklentisinde olan önemli bir kentiniz var ancak afetlere hazırlık konusunda iletişimini yapamıyorsunuz. Bu duruma maruz kalacak insanların tutum ve davranışlarını değiştirecek çalışmalar üretemiyorsunuz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün…
Uzmanlığınızı yerele sunduğunuz zaman nelerle karşılaşıyorsunuz?
Yerel medya ve iletişim kanalları ile iletişim ihtiyaçları bakımından konu değerlendirildiğinde genel sorunların bir izdüşümünü görmek mümkün. Zira yerelin ticari ya da ticari olmayan ihtiyaçlarına göre iletişim çözümlerini üretecek uzmanlıkta iletişim şirketlerinin de gelişmesi çok önemli. Örneğin Kapadokya; Japonlar doğru düzgün iletişimi olmayan bu doğa harikası ve tarihi niteliği olan yere geliyorlar, ancak siz bu bölgenin iletişimini nitelikli yapamıyorsunuz. Zeugma… Dünyanın en eski eserlerinin olduğu bir bölgeden bahsediyorsunuz ancak iletişimini yapamıyorsunuz. Yerel yönetimler başta olmak üzere, yerel iş dünyası temsilcilerinin daha evrensel düşünmesi gerekiyor. Dünya hızla küreselleşirken ve pazarlar hızla birbirine yakınlaşırken, yerelin fırsatları doğru okuması gerekiyor.
Bugün büyükşehirler dışında kalan bölgelerin de gelişime ayak uydurması gerekiyor. Avustralya yerlileri herkesin değer verdiği, belgesellere konu olan insan toplulukları olmasına karşın, uluslararası alanda siyasi ya da sosyal sorunlarda fikri istenen gruplar değil. Son 2000 yılda insanların kurduğu yeni dünya birçok bakımdan çok hızlı değişti ve değişim daha da hızlanarak artıyor. Ayak uydurulamazsa uluslararası gelişmiş toplumların dinamiklerinden koparsınız. Sosyal ayıklanma her zaman devam ediyor. Dolayısıyla yerel kurum ve kuruluşların da iletişimde, sınırları ortadan kaldıran gücünden yararlanarak, daha küresel ve daha etkin olması gerekiyor. Bugün taşınır androit bilgisayarlar ile dünyanın her yerinden görüntülü iletişim kurabiliyorsanız. Küresel işyerlerinin ortaya çıkması çok uzak görünmüyor.
Dünya genelini baktığımızda Türkiye’nin halkla ilişkiler alanında nasıl bir yerde olduğunu düşünüyorsunuz?
Türkiye halkla ilişkiler uygulamaları, profesyonelliği ve piyasaları geliştirme gücü bakımından hiç de küçümsenmeyecek bir yere doğru geldi. Ancak uygulama biçimi bakımından yeni gelişen iletişim piyasası ve ticari pazarların ihtiyaçlarına daha çok cevap verebilecek şekilde gelişimine devam etmeli. Medya ağırlıklı ya da etkinlik uygulama yöntemlerine dayalı halkla ilişkiler uygulamalarından daha fazlasını üretmeli. Tabii ki bu uygulamalar aktif ticari gelişim için gerekli. PR’ın kanaatlerin yönetimi üzerine kurulu stratejik bir iş olduğu ve uzun zamanlı yatırım gerektiren bir iletişim stratejisi olduğu unutulmamalı. Hedef iletişim kitlelerine yapılmak istenen etkiye göre iletişim dilinin oluşturularak PR aktivite ve araçlarının saptanması konusunda eskiye göre daha fazla yöntem ve ortam gelişiyor. Ancak bu ortamların yaratılması ya da değerlendirilebilmesi piyasa aktörlerine doğrudan bağlı. Mesela üniversiteler, okullarda bir iletişim ortamıdır. Medya gibi bir iletişim aracısıdır. Milyonlara hitap edemezsiniz ancak onları hedefleyen ürünlerinizle ilgili iletişim yapabilirsiniz. Bugün uluslar arası nitelikte üniversiteler arası kış olimpiyatlarını ülkenizde yapabiliyorsunuz ancak 150 civarında üniversiteniz olmasına karşın yerel bir kış olimpiyat oyunları hala yok. Sizce düşündürücü değil mi?
Sizce kimin halkla ilişkilere ihtiyacı vardır; Anadolu’daki küçük ve orta ölçekli bir işletmede halkla ilişkiler yapmak ile ilgili görüşleriniz nelerdir?